Kategoriler
Köşe Yazarı

“İş Hayatının İp Uçları” Rolümüz Girişimcilik

23 Aralık günü Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin  “İş Hayatından İpuçları” konulu seminerinin davetlisi olarak  Biga’daydım. Bugüne kadar pek çok Üniversite’den davet almış olmama rağmen. Genç Girişimciler Topluluğu benim davetlerini kabul edip gittiğim ilk gruptu. Korkuyordum, fakat bu gençlerle beraber olmayıda gerçekten çok istiyordum. Ne kadar profesyonel olursanız olun sahne başka bir şeydir, hele bir sürü pırıl pırıl meraklı gence hayat hikayenizi anlatacaksanız korkmalısınızda 

Neredeyse 1 yıldır beni her fırsatta arayan Genç Girişimciler Topluluğundan  Büşra Tanrıverdi‘nin benim Çanakkale’ye gitmemde etkisi büyüktür. İyiki ısrar etmiş. İyiki gitmişim. Baştan sona titizlikle hazırlanmışlardı. Karşılamadan uğurlandığımız ana kadar Üniversitenin Genç Girişimciler Topluluğu bize inanılmaz özen gösterdi. Hiç bir şey tesadüfe bırakılmamıştı. Yağacak yağmur için şemsiyeler, oturum başlayıncaya kadar ağırlanacağımız yerler, salonun dizaynı, hiç bir aksaklık olmasın diye oradan oraya koşturan bir sürü genç. Hepsini sevgiyle tebrik ediyorum. Gençlerle aram hep iyi olmuştur. Bu defa onlara bir kez daha hayran oldum. Eş başkanlar Asiye Temüray ve Semih Soyyiğit‘i ise ayrıca tebrik etmek istiyorum, etkinlik boyunca heryerdeydiler. Hepsinin ellerine sağlık.

Seminerde gerçekten değerli katılımcılarla bir aradaydım. Şeker Piliçten Kaan BOR, Ukla Abroad Bursa sorumlusu Özkan YURDAKUL, Gençlik Platformu Kurucusu İsmail Hilmi ADIGÜZEL, Uluslararası ST Konseyi Başkanı Servet ENGİN, Yıldız Gelişim Akademisi Kurucusu Bayram YILDIZ’da seminere konuşmacı olarak katılıyorlardı.

Peki ben bu seminerde neler anlattım. Aşağıda okuyacağınız rolümüz girişimcilik başlıklı konuşmam benim hayatımdan kesitler içeren küçük bir bölüm. Bu konuşmayla gençlere bir ümit, bir ışık olabildiysem; ” Neden olmasın? ” dedirtebildiysem ne mutlu bana. Keyifli okumalar dilerim.

ROLÜMÜZ GİRİŞİMCİLİK

1969 yılında Konya’da Ağustos çocuğu olarak dünyaya geldim. Asker kızıydım ve neredeyse kendimi Türkiyeliyim diye tabir ediyorum. Bu kadar zengin kültüre sahip ülkemizin nerdeyse karış karış her tarafını da gezdim ve bu gördüğüm zenginlikten kendime bir şeyler katmayı da bildim. Kaz dağlarında yetişen melki’den yahni yapmayı da bilirim. Adana kebap pişirmeyi de. Çeşitlilik insanı daha hoşgörülü ve zengin yapıyor benim inancım bu.

İlkokula Adana İncirlikte başladım. Amerikan hava üssünün hemen yakınlarında olan evimiz ve çoğu Amerikalı olan arkadaşlarım sayesinde daha Türkçeyi öğrenirken yanına anadilime yakın İngilizceyi de sokakta oyun oynarken öğrenmiştim. Her memur çocuğunun malum kaderi olarak tayinimiz Siirt’e çıktığında İngilizceyi de arkadaşlarıma geride bırakarak Siirt’e gittik. İlkokulu burada bitirdim ve ortaokulun son senesinde bu defa Ankara maceramız başladı. Ortaokulu da Ankara’da tamamladıktan sonra lise eğitimimi yine Ankara’ya bağlı iki farklı ilçede tamamlayarak, hayata ki en büyük arzum olan Ankara Devlet Konservatuarına müracaat ettim. Ha bu araya bir de Aşk sıkıştırmıştım. Nişanlıydım. Devlet konservatuarı sınavlarında kendi yazdığım küçük bir canlandırma ve lady makbetten küçük bir pasaj oynamıştım. İnanılmaz heyecanlıydım sahnede bir yaprak gibi titriyordum. Karanlıkta sizi izleyen bir juri ve sahne ışıkları altında 18 yaşında bir genç, varın siz düşünün heyecanımı. Jüride kimler yok ki sevgili Cüneyt ve Ayten Gökçer de jüride. Daha ben sahneyi terk etmeden aralarında bir şeyler konuştular ve hiç unutamıyorum Cüneyt Gökçer tamam bu iş oldu diyerek bana gülümsemişti. Sınavdan çıktığımda sevinçten havalara uçuyordum adeta.

HAYATIMDA İLK YOL AYRIMI

Fakat sevgili eşim ya ben ya okul deyince hayattaki ilk yol ayrımıma geldim. Ben tercihimi eşimden yana kullandım. Ha bazen pişman olmadığım anlar olmadı mı? Oldu elbet ama hedefimden aslında hiç vazgeçmedim sadece biraz erteledik diyelim. Kameranın önü değil de arkası oldu diyelim. Evlenir evlenmez çalışacağım diye tutturup Silahlı Kuvvetlerin açtığı devlet memurluğu sınavını kazanıp işe başlamıştım.21 yaşında 1 çocuk 24 yaşında ise 2 çocuk annesiydim. Ha bu arada üniversite eğitiminden de vazgeçmedim. Açık Öğretim Fakültesi imdadıma yetişmiş tüm bunları yaparken birde üniversiteden mezun olmuştum.

İKİNCİ YOL AYRIMIM

İş hayatımda ikinci yol ayrımına 1995 Senesinde Ankara’da geldim. Yeni kurulacak Multimedya eğitim merkezi için personel arayışı söz konusuydu. Gözümü kırpmadan gönüllü oldum. Mpeg le avinin farkını bile bilmeden başladığım bu işte 6 ncı yılın sonunda Uzman Rejisör sıfatını ve kadrosunu hak edecek kadar özverili ve severek çalıştım. Bu benim için oldukça şanslı bir süreçti ama bu şansı değerlendirmesini bilmekte benim bu işe ayırdığım zaman özveri ve istekten kaynaklanıyordu. Bence kişi kendisini tekrar etmek yerine sürekli gelişime açık olmalı. Bu süreçte 400 yakın eğitim filmi ve belgesele imza attım. Hiç geri adım atmadım. Hep sordum, hep öğrenmek için çabaladım. İşimin sadece yönetmenlik kısmıyla değil her aşamasıyla ilgilendim. Bu yüzden montaj yapmayı kablo bağlamayı ve kamera kullanmayı da bilirim. Hayatta iş prensibim hep şu oldu. Bir işi yapıyorsam en iyi şekilde yapmalıyım. Hiçbir şeyin sadece ucundan tutmadım. Kulaktan dolma yada yarım yamalak bilgiyle hareket etmedim. İşinizi ne kadar iyi bilirseniz başarı oranınız o kadar yüksek olacaktır.

VE TİCARET DENEMEM

İlerleyen yıllarla birlikte hayatıma bir yenilik ve değişiklik getirmek istedim. Ticaret yapmak istiyordum. Bilgisayar oyunları, kitaplar ve filmlere olan ilgim yüzünden pek çoğu hakkında inanılmaz bilgi sahibiydim. Önce bir ön araştırma yaptım. Memuriyet süresinde 1 defaya mahsus 6 ay ücretsiz izin hakkım olduğunu öğrendim. Bunu mutlaka değerlendirip hayal ettiğim şeyi denemeliydim. Bu işe ayıracak bir sermayemde yoktu fakat kafama koymuştum bir kere bunu mutlaka yapacaktım. Yapamak için bir sürü bahne üretebilirdim oysaki. Yeni başlayacagınız bir işte elbette sizden daha büyük ve güçlü rakipleriniz olacaktır.Eger onlarla karşılasacak cesaretiniz yoksa neyi yapıp neyi yapamayacağınızı asla ögrenme şansınız olmayacaktır.

Ön araştırmalarımı tamamladıktan sonra (ürünü en uygun fiyata yada rakiplerimden daha önce nereden temin ederim, bu iş için en uygun yer seçimi vs. ). İşe başlamak için ilk gerekli şeyi yani finansı sağlamak için Banka kredisi almak üzere müracaat ettim krediyi almamı müteakip daha önce gözüme kestirdiğim yeri tuttum. Dekorasyon, ürünlerin temini filan derken 1 ay içerisinde yeni işletmem hazırdı bile. Son derece sıcak bir atmosfere sahip olan içinde hem kahvenizi içebileceğiniz hem kitabınızı okuyabileceğiniz hem de benim deneyimlerimden faydalanabileceğiniz küçük bir yerim vardı artık. Denilebilir ki en ne var bunu birazcık cesareti olan herkes yapabilir. Doğru söylüyorsunuz bu tarz binlerce işletme varken benim mutlaka ve mutlaka tercih edilmemi sağlayacak bir fark yaratmam gerekiyordu. Bunu sakın unutmayın eğer yeni bir ürünü değil de piyasada var olan bir ürünü pazarlayacaksanız girişimci sayılabilmeniz için mutlaka bir fark yaratmanız gerekir. İnsanlarla kurduğum sıcak ilişkiler, bir kitabı alırken yazarı hakkında edindikleri bilgiler. Ya da bir film izlemeyi düşündüklerinde tavsiye ve öneri alabilecekleri bir işletme sahibinin fark yaratmaması da mümkün değildi. Kısa bir sürede benim işletmem oldukça kar getiren insanların buluşma ve sohbet etme mekanı haline gelmeyi başardı. Bunda benim bu işi yaparken işim hakkında sahip olduğum bilgi, güler yüz ve işime gösterdiğim özenin payı elbette ki çok büyüktü.

Hayatımın hiçbir döneminde yaptığım hiçbir işte burnu büyüklük ya da patronluk taslamadım. Gerek memuriyet hayatımda gerekse ticaret hayatımda benimle çalışan insanlar üzerinde, bilgimden, bu bilgimi hiç tereddütsüz paylaşma isteğimden ve her zaman insanları destekleyip yüreklendirmemden dolayı saygı gördüm ve ebetteki bu saygıyla karışık mutlak bir itaat ve ekip lideri olarak kabul görme. İşinizi yaparken bir ekip lideri olarak size düşen pek çok sorumluluk var personelinizi iyi ve verimli çalışacak şekilde organize etmelisiniz. En önemli şeylerden biride işinizin başında olmanız bu konuyla ilgili size kısa bir anekdot aktarmak istiyorum

Adnan Nur Baykal’ın “Mustafa Kemal Atatürk’ün Liderlik Sırları” adlı kitabındaki “Müteşebbis (Girişimci) Olmak” maddesinde, Atatürk’le ilgili birçok söz ve anektod var.  Konumuz Girişimcilik olduğu için, kitabın bu bölümünü aktarmak istedim.

Atatürk’ün Girişimcilik ile İlgili Anıları – 1.

Savaş Meydanında Bir Başkumandan

Dumlupınar Savaşı kazanılmıştır. Düşman askerleri ricat halindedir. Afyonkarahisar hatlarının çözülmesi esnasında birkaç Yunan esiri geceleyin Mustafa Kemal’in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi Muzaffer Kumandan’ın doğup büyümüş olduğu Selanik’ten gelmişti. Yüzü kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında hiçbir işaret olmadığından, Mustafa Kemal’e sordu;

– Binbaşı mısınız?
– Hayır.
– Yarbay mı?
– Hayır.
– Albay mı?
– Hayır.
– Tümgeneral mi?
– Hayır.
– Peki nesiniz o halde?
– Ben, Mareşal ve Türk Orduları Başkumandanı’yım!

Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunan askeri kekeler;

Ben, Başkumandan’ın muharebe hattına bu kadar yakın bir yerde dolaşmasını işitmiş değildim de…

Savaşı cepheden değil de geriden yönetse sanırım bu başarı pek mümkün olmazdı.

Her şeyden önce çok iyi bir gözlemci olmalısınız insanların ihtiyaçları neler, neleri seviyorlar bunları çok iyi gözlemlemeniz gerekir. İşinizle ilgili yenilikleri takip etmelisiniz. Yeniliklerden en son sizin haberiniz oluyorsa başarıya ulaşmanız mümkün olmaz. Sonra kaynaklara ulaşmak için sorun yaşamamanız lazım. Düşünün ki harika çok satılacağını düşündüğünüz bir ürünü tespit ettiniz fakat bunu işletmenize koyamıyorsanız sadece düşünceniz size kar getirmeyecektir. O kaynağa ulaşabiliyor olmanız lazım ve tüm bunlarla birlikte harika bir gülüş ve ikna kabiliyeti de lazım. 

İşletmemin 1 nci yılı daha tamamlanmadan bankaya olan bütün kredi borcu ödenmiş. İkinci yıl bitmeden aldığı kredi kadar kara geçmişti bile. Hem iş yerini hem de işletmemi bir arada yürütmek oldukça zor bir süreçti. Bu süreçte epeyce yorulduğumu fark ettiğimde işletmemi kuruluş maliyetinin cidden çok üzerinde bir rakama devrederek yeni hedeflere doğru yol almaya karar verdim. Kazandığım rakamı ise başka yatırımı desteklemek için kullandım elbette ve o yatırımım bugün oldukça güzel yerlerde büyümeye ve gelişmeye devam ediyor.

VE HAYATIMDA İSTANBUL SÜRECİ

İstanbul benim hem mesleki kariyerimde hem de girişimcilik alanında hayatımda bir dönüm noktası olmuştur. Bugüne kadar bende biriktirdiğim bütün tecrübelerimi, bilgimi ve deneyimlerimi kullanabileceğim kocaman bir deniz gibiydi adete ve inanılmaz heyecan duyuyordum.

Bu arada çocuklarım büyümüştü ve kariyerleri üzerinde karar verme aşamasındaydılar. İki tane kızım var her ikisini de verecekler kararlar konusunda her zaman desteleyip yüreklendirmeye çalıştım. Bu süreçte hem anneleri hem de en yakın dostları oldum. Genç zihinler bana göre önleri açılması ve daha geniş ufuklara bakmalarının sağlanması gereken muhteşem bir kitle. Büyük kızım Boğaziçi üniversitesi kimya mühendisliğini kazanmıştı. Daha hazırlık sınıfındayken İngilizce konusunda da ona destek olup 18 yaşındayken bir başına work and travel yapması için onu Amerika’ya gönderdim. Böyle bir şeyi üniversite okuyan ya da okumayan her gencin mutlaka deneyimlemesi gerektiğini düşünüyorum. Üç ay boyunca hiç bilmediği bir ülkede iş tecrübesi edindi. İş disiplini ve kendi hayatını yönetme tecrübesine sahip oldu ki bence bunlar mutlaka ve mutlaka olmalıydı. Dilara henüz Amerika’dayken bir iş sebebiyle tanıştığım Walt Disney’in Türkiye müdürü vesilesiyle Walt Disney’in öğrenci programından haberdar olmuştum ki. Bu kızımın seneye gideceği adresi belirlemiş oldu. Üniversite 1 nci sınıftaykende Orlando Walt Disney le iş sözleşmesi imzalayıp. Yaz tatilinde tekrar Amerika’ya gönderdim. Candelas Eğitim’in web sitesini incelemenizi tavsiye ederim.

Bunlar ona ne kazandırdı. Her şeyden önemlisi hayata bakışını ve duruşunu değiştirdi, daha geniş ufuklara daha büyük hedeflere yönelmesini sağladı, para kazanmayı öğrendi ve kazandığı parayla bir ev geçindirme deneyimine sahip oldu. Daha büyümüş, daha kendine güveni tam ve olgun bir genç olarak döndü. Bütün bunlarla beraber kazandığı akıcı İngilizce ise burada ne kadar kursa giderse gitsin kazanamayacağı bir yetenekti. Bu yılsa orada kurduğu bağlantılar neticesinde okuduğu alanda oldukça sözü geçen bir firmanın Amerika’daki fabrikasına staja gidecek. O yüzden hepinize tavsiyem üniversite eğitiminiz süresince mutlaka bunu denemeniz. Size nasıl bir kapı açacak nasıl deneyimlerle döneceksiniz yapmadan bilemezsiniz.

DÜŞLER AKADEMİSİ TECRÜBEM

İstanbul’daki ilk yıllarımda yine bir toplantıda Alternatif Yaşam derneği kurucusu Ercan Tutal’la tanıştım. Kafasında Düşler Akademisi diye bir proje vardı engelli gençlere sanat eğitimi vermeyi düşünüyordu. Hiç tereddüt etmeden bu projeyi hayata geçirirse film ve sinema atölyesinin gönüllü eğitmeni olacağımı söyledim. Bilgi ve tecrübelerimi hem genç hem de dezavantajlı bir kitleye aktarabilecek olmanın düşüncesi bile inanılmaz heyecan vericiydi.

Eğitmenlik deneyimim yoktu fakat yapma isteğim, azmim ve cesaretim vardı. Öğrencilerimin karşısına çıkmadan önce ki birkaç ay benim için inanılmaz yoğun bir hazırlık sürecini oluşturdu. İyi bir eğitici nasıl olur? Bilgi ve tecrübelerimi bu kitleye en kolay en anlaşılır biçimde nasıl aktarırım? Tüm bunları keşfetme ve karar verme süreciyle gecen aylar neticesinde projenin hayata geçirilmesini müteakip ilk kurulan film atölyesinin eğitmeni olarak ilk dersimi vermek üzere dezavantajlı 15 öğrencinin karşısındaydım. İtiraf ediyorum o güne kadar engelli gençler hakkında hiçbir fikrim yoktu. Aslında pek çoğumuz gibi onların var olduklarını unutmuştum. Sınıf karma bir sınıftı.Ağırlıkla işitme engellilerden oluşmasına karşın diğer engel guruplarından da öğrencilerim vardı. Ve bir itiraf daha çok korkuyordum. Fakat en büyük hayat tecrübesi korkularınızla yüzleşmektir.

Ve ben hayatta elimden geldiğince hep korkularımın üstüne gittim. Bir müddet sonra zaten hiç bir şeyden korkmamaya başlıyorsunuz. Tecrübeyle sabittir. Araba kullanmayı yeni ögrendiğim dönemde ilk ciddi kazayı yaptığımda araba kullanmaktan korktum. O gün eğer pes etseydim bugün cebinde ehliyeti olan ama direksiyona oturamayan bir kadın olurdum.

İlk dersimin sonunda çok doğru bir karar verdiğimi bir kez daha anladım. İnanılmaz bir kitleyle karşı karşıyaydım. Sonra ki 3 ay boyunca sinema tarihinden, senaryo yazımına, kamera kullanımından montaj yapımına kadar her şeyi elimden geldiğince aktarmıştım. Onlar bana işaret dili öğretirken ben onlara sinema öğretiyordum.

Bu gençlerin engellerine ragmen hayata bakışlarından, neşelerinden ve tutkularından etkilenmemek zaten mümkün değildi. Kendi adıma onlardan çok şey öğrendiğimi itiraf etmeliyim.

“Ön yargılarım vardı yok oldu… Korkularım vardı kayboldu… Küçük sevinçlerim, kocaman neşeye, Cılız umutlarım, inanca döndü…
Ve biliyor musunuz, bir düşüm vardı, Gerçek oldu…”

Bana bunları hissettirecek kadar güzel bir süreç yaşadım. Onlarla birlikte çektiğimiz tamamı nerdeyse kendilerine ait olan kısa filmimiz Ak sanat ve Cadde Bostan kültür merkezlerinde gösterildi. Engelli gençlerle ilgili çalışmalarıma halen farklı platformlarda gönüllü olarak devam ettiriyorum.

VE SOSYAL MEDYA İLE TANIŞMA

Bu arada bütün sosyal medya hesaplarımı engelli bir arkadaşım açtı. Hepiniz biliyorsunuz ama ben sosyal medyayı kısaca tanımladıktan sonra kendi sosyal medya maceramı anlatacağım sizlere.

İnternetin kendisi aslında bir sosyal medyadır desek sanırım abartmış olmayız. Teknolojiyi, sosyal girişimciliği, kelimeler, resimler, videolar ve ses dosyaları ile birleştiren şemsiye bir kavramdır aslında. Bireylerin internette birbirleriyle yaptığı diyaloglar ve paylaşımlar sosyal medyayı oluşturur. Sosyal ağlar, bloglar, mikro bloglar, anlık mesajlaşma programları, sohbet siteleri, forumlar gibi insanların bir biriyle içerik ve bilgi paylaşmasını sağlayan internet siteleri ve uygulamalar sayesinde internet kullanıcıları aradıkları ve ilgilendikleri içeriklere ulaşma fırsatına kolayca erişebiliyor.

İlk bakışta bireyler veya küçük gruplar arasında gerçekleşen diyaloglar gibi görünse de, paylaşılan bilgi veya içerikle ilgilenen kişi sayısı oldukça hızlı şekilde artıyor. İnternet kullanıcılarının olumlu ve olumsuz deneyimlerini internet ortamında paylaşmaları şirketler için de fırsatları ve tehlikeleri beraberinde getirmeye çoktan başladı bile.

Sosyal medya hesaplarımı kullanmaya başladığım dönemde bu mecra bana sadece daha çok insanla iletişimde ve etkileşimde olma imkanı veriyordu. Hesaplarımı yönetirken sosyal medyanın bana ne gibi geri dönüşleri olabileceği hakkında hiçbir fikrim yoktu açıkçası. Fakat yaşanan süreç sosyal medya’nın iş imkanı kapılarını da açabileceğini gösterdi. İlk 6 ayın sonunda ciddi bir popülariteye ulaşmış olmamı sadece kendim gibi davranmış olmaya bağlıyorum. Çünkü bu popülariteyi yakalamak için hiçbir özel gayretim olmadı. İnsanların bana ve yazdıklarıma güveniyor olması kısa sürede markalarında ilgisini çekti ve birbiri ardınca sosyal medya organizasyonları için davetler almaya başladım. Katıldığım bu organizasyonlarda da tamamen tarafsız olarak markayı değerlendirip bunu sosyal ağlarımla paylaşıyor olmamda insanların bana olan güvenini bir kat daha arttırdı. Aslına bakarsak sizlerde bana sosyal medya kanallarını kullanarak ulaştınız.

Sosyal medyada tanıştığım insanlarla gerçek hayatta da görüşmeye iş konusunda paslaşmaya ve iletişime devam ettim. Çok kalıcı ve köklü dostlar edindim. Aslına bakarsanız orada öyle büyük ve güçlü bir kitle var ki bazen sizi bile hayrete düşürebiliyor. Şöyle hemen bir örnek verecek olursam. Annemin rahatsızlığı esnasında Ankara’da hastane de başındayken. Günde sadece 2 saat internete girip sosyal hesaplarımdan ihtiyacım olan konularda araştırma taleplerimi bırakıyordum. O dönemde o sosyal ağlarda ki insanlar adıma gruplar kurarak bir iletişim ve yardım ağı oluşturdular. Her türlü bilgi akışı kesintisiz olarak telefonuma ulaşıyordu. Hiç tanımadığım insanlar bana telefonla ulaşarak bilgiler veriyor, acımı paylaşıyor hatta telefonda benimle ağlıyorlardı. Birisi yurt dışına gönderilecek tahlilleri tercüme ederken diğeri ulaşmaya çalıştığım insanların bilgilerini paylaşıyor. Birisi elinde fazla olan hastane yatağını bana ulaştırmaya çalışırken diğeri daha fazla ne yapabileceğini soruyordu. O dönemde sosyal medyadan aldığım desteği asla unutamam.

Unutmayın Dünya ne kadar büyük olursa olsun artık sosyal medya sayesinde ulaşılabilir. Dünya’nın öbür ucunda bir insanla iletişim kurabilmeniz artık sadece 1 dakikanızı alıyor.

Sosyal medya ile değişen iletişim ve pazarlama yöntemlerinin de göz ardı edilmemesi gerekiyor. En basit örnek olarak kendinizi ele alın. Kim ne kadar tv reklamlarını izliyor? Genellikle hemen kumandayla kanal değiştiririz. Artık tüketiciler markaların kendisini övmesini anlatmasını dinlemek yerine içeriği tüketicinin kendisinin yarattığı, şeffaf, kendine özgü ve gerçek yorumları merak ediyor. Bunlara da bloglar, forumlar, yorumlar vasıtasıyla ulaşıyor. Yeni iletişim yöntemi monolog olmaktan çıkıp diyalog haline geliyor artık. Yeni bir marka oluşturduysanız eğer sosyal medyada artık mutlaka var olmalısınız. İnsanlar markanızdan bahsetmeli. %36 lık bir kesim bugün bloggerların markalar hakkındaki yorumlarına güveniyor ve bu rakam her geçen günle birlikte artmaya devam ediyor.

Yeni çağın dijital çocuklarını da unutmamalısınız. Onlar geleceğin tüketicileri olacaklar ve bilgisayarı kesinlikle bizden çok daha etkin kullanacaklar ve önemsedikleri senin kendi reklamın değil kendi arkadaşlarının senin hakkındaki düşünceleri olacak.

İyi birer gözlemci olun ve unutmayın ki iletişimin birinci kuralı iyi birer gözlemci ve dinleyici olabilmektir.

Markanızı konumlandırmadan önce insanları dinleyin ve ihtiyaçları iyi analiz etmeye bakın ve markanızı sahiplenmelerini sağlayın. Redbull’un bu konuda ki çalışmasını hepiniz hatırlayacaksınız teneke kutulardan oluşan bir sergiyi kullanıcılara yaptırarak aslında markaya benimsemelerini sağladı.

SOSYAL MEDYA UZMANLIĞI DİYE BİR MESLEK

Ve tüm bunlar olurken gözümüzün önünde Sosyal medya uzmanlığı diye yeni bir iş kolu oluştu bile. Şimdilerde her ne kadar sosyal medyayı birazcık iyi kullanan biraz takipçi sayısı fazla insanlar sosyal medya uzmanıyım diye ortada dolaşsa da aslında oldukça ciddiye alınması gereken markaları vezirde, rezilde edebilecek bir iş kolu olarak hayatımızdaki yerini aldı.

Türk meslekler sözlüğünde ki tanımı ise şöyle “Sosyal medya ağlarında marka, firma ya da şahıs hakkında neler yazıldığını takip ederek buna uygun iletişim stratejisi belirleyen ve uygulayan kişi”. Peki bu kadar basit mi? Elbette ki değil. Görev tanımında altını dolduruyor.

-Sosyal medya ağlarını takip etmek,

-Çalıştığı firma veya kişileri bilgilendirmek, uygun stratejileri belirlemek,

-Sosyal medya platformlarında özel kampanya kurguları geliştirmek,

-Sosyal medya ağlarındaki takipçi sayısını artıracak çözümler üretmek, uygun olan iletişim stratejilerini belirlemek,

-Sosyal medya ağlarında çalıştığı firma, marka ve kişi hakkındaki farklı kişi ve kurumlar tarafından oluşturulan uygun olmayan içerik, durum ve izlenimleri belirlemek,

-Uygun olmayan içerik, durum ve izlenimlere gerektiğinde müdahale etmek,

-Bloglar oluşturmak, içerikleri hazırlamak ve yayımlamak,

-Rakiplerin sosyal medyadaki aktivitelerini takip etmek,

-Ürün deneyimine ilişkin çalışmalar yapmak,

-Mesleği alanındaki gelişmeleri takip etmek ve uygulamak, gibi görev ve işlemleri yerine getirir.” Diyor.

Türkiye’de henüz bir okulu yok tamamen alaylı bir gurup söz konusu. Bu işi yapmaya niyetlenecekseniz ben sosyal medya uzmanıyım diye ortaya atılmadan önce mutlaka bu konuda iyi olan bir sosyal medya ajansında işe başlamanızı öneririm. Ayrıca Kadir Has Üniversitesinde Sosyal Medya Uzmanlığı sertifika programı olduğunu da duymuştum. Buraya da müracaat edebilirsiniz. Ama kısa vadede yapılacak en iyi iş piyasada bu konu hakkında yazılmış kitapları okumanız olacaktır ki eminim oldukça faydasını göreceksiniz.  “Gary Vaynerchuk’un Markanız İçin İnterneti Nasıl Kullanmalısınız, Teşekkür Ekonomisi kitaplarını, Michael Tasner’in Anında Pazarlama Web 3.0 Pazarlama Kılavuzu, Erkan Akar’ın Sosyal Medya Pazarlaması, Albert Laszlo Barabasi’nin Bağlantılar,” kitaplarını tavsiye edebilirim.

Bu yeni meslek kariyer yolu olarak seçilebilir, uzmanlaşmaya gidilip güzel yerlere gelinebilinir. Ama gerçekten bu işte uzmanım diyecekseniz de; bir kaç hesap yönetmenin, tweet atmanın, facebook’ta “like” arttırmanın ötesinde bir şeyler yapmak gerekir diye düşünüyorum. Aslında bu da her girişim gibi vizyon, cesaret, özgüven ve bilgi  gerektiriyor. Yaptığınız ve ya yapmayı planladığınız her işte öncelikle siz işinizi çok iyi bilip hakim olmalısınız ki o iş size başarı olarak geri dönsün.

BENİM SOSYAL MEDYA HİKAYEM

Dönelim benim sosyal medya hikayeme. Markaların ilgisini çekmem neticesinde aldığım davetler ve bunları tarafsız bir gözle değerlendiriyor olmam. İki yönlü olarak hem görüşlerim konusunda bana güvenen takipçi kitlem hem de markalar nezdinde önemli olmaya devam ediyor. Bugün sosyal medya sayesinde edindiğim oldukça geniş bir çevrem ve arkadaş gurubum var. Yine sosyal medyada ki varlığım sebebiyle pek çok iş teklifi alıyorum. Hali hazırda devam eden bir işim olduğu için pek çoğunu da maalesef şimdilik değerlendiremiyorum. Fakat ilerisi için yatırımlar yaptığımı da itiraf etmeliyim. Sosyal medyada ki o son derece süratli bilgi alışverişi sayesinde pek çok konuda bilgi sahibi oldum ve bunları gelecekte yapmayı planladığım projelerimde etkin olarak kullanacağımdan şüpheniz olmasın. Şimdi hazırlık aşamasındayım. İzliyorum, dinliyorum, ihtiyaçları belirliyorum ve en doğru zaman ve şartlar için bekliyorum.

Benim sosyal mecralarda ve hayatta sıkça kullandığım bir sözüm vardır. “Ben bir şeyim demeden önce gerçekten bir şey olmalı insan.” Hayatta ki duruşunuz hep mütevazi olsun ama bu mütevazilik sizi sömürebilecekleri yada küçük düşürebilecekleri seviyede olmasın. Yeri geldiğinde kim ve ne olduğunuzu da ortaya koymaktan asla çekinmeyin. Böylelikle insanları sıkça şaşırtacağınızı garanti ederim. Sürekli böbürlenerek dolaşmak en başta kendinize zarar verecek ve beklide kendi eksikliklerinizi göz ardı edeceksiniz. Buda kendinizi geliştirmenize imkan vermeyecektir.

VE HAYATTAKİ ROLÜMÜZ ASLINDA GİRİŞİMCİLİK

Rolümüz girişimcilik dedik. Unutmayın hayat aslında kocaman bir sahnedir. Bu sahnede ki rolümüzü her birimiz kendimiz belirleriz.

Rağmenci mi olacağız yoksa saydıcı mı?

Sözlerimi kendisini büyük bir dikkatle takip ettiğim genç bir girişimcinin sözleriyle noktalamak istiyorum.

Ben insanları ikiye ayırıyorum diyor Baturay Özden. Rağmenciler ve saydıcılar olarak. Saydıcılar der ki; babam zengin olsaydı şimdi başka yerlerde olurdum, milletvekili dayım olsaydı şu pozisyona yerleşmiştim, x üniversitesini bitirseydim şimdi bu işte çalışıyor olmazdım vb. Rağmencilerde ise; babam zengin olmamasına rağmen, milletvekili dayım olmamasına rağmen veya bu üniversiteyi bitirmiş olmama rağmen ben bu işi başaracağım diyenlerdir ki gerçek başarı her zaman rağmencilerindir.

Örnek için çok uzaklara gitmemize gerek yok. Atatürk gelmiş geçmiş en büyük rağmencilerden biridir. Atatürk diyebilirdi ki; topumuz tüfeğimiz olsaydı, biraz paramız olsaydı, yunan polatlıya kadar gelmiş olmasaydı ben bu ülkeyi kurtarırdım. İçinizden ee o zaman bende kurtarırdım dediğinizi duyar gibiyim. Ama o tüm bunlara rağmen savaştı ve bu ülkeyi kurdu. Bir an için Atatürkün saydıcı olduğunu düşünelim. Ne olurdu? Şuan nasıl bir ülkede yaşıyor olurduk? Bunlar üzerine çok şey söylenebilir fakat benim asıl vurgulamak istediğim biz şuan hangi tarafta duruyoruz. Saydıcımıyız yoksa sıkı birer rağmenci mi?

Hepimiz hergün yataktan kalkmamak için en az beş bahane bulabiliriz dimi? Ya da kitap okumamak, spor yapmamak için onlarca gerçekci gerekce sunabiliriz kendimize. Peki bir an düşünelim. Bunlar aşamayacağımız şeyler mi? Vaktim olsaydı şu kitabı okurdum mu diyoruz yoksa yoğun programıma rağmen ben bu kitabı okudum mu diyoruz? Sizce başarı hangisinin olacak?

Hayatta zorluklarla karşılanın sadece biz olduğunu düşünürüz bazen. Terk edildiğimiz de tek terk edilen bizmişiz gibi hisseder birini kaybettiğimizde kimse birini kaybetmenin ne demek olduğunu bilmiyormuş ve o acıyı sadece biz yaşıyormuş gibi hissederiz fakat tüm bunları her gün milyonlarca insan yaşamakta. Çaresiz olduğum zaman aklıma hep bir kişinin hikayesi gelir. Bu kişi;

– 7 Yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.

– 8 Yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.

– 10 Yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.

– 17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.

– 24 Yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.

– 25 Yaşında sürgüne gönderildi.

– 27 Yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı, kendisinin de üyesi olduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.

– 30 Yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.

– 30 Yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.

– 37 Yaşında böbrek hastalığından Viyana’da iki ay hasta ve yalnız halde yattı.

– 37 Yaşında Komutan olarak yeni atandığı ordu, dağıtıldı.

– 38 Yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı.

– 38 Yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.

– 38 Yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı.

– 38 Yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.

– 39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.

SONRA NE Mİ OLDU?

– 42 Yaşında Türkiye Cumhuriyeti CUMHURBAŞKANI oldu.
Bu kişiyi tanıdınız dimi? Evet Mustafa Kemal ATATÜRK’ den bahsediyoruz. Şimdi düşünün, sizin başarılı olmanızı engelleyen ama ATATÜRK’ ün karşısına çıkmamış bir engel var mı?

Hayallerinizin önündeki engel ne? Paranız mı yok? Atatürk’ ün de yoktu! Sağlığınız mı bozuk? Atatürk’ ün de bozuktu! Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? Atatürk’ ün de vardı! Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu? Atatürk’e de vurdular! Aileniz çok zengin değil miydi? Atatürk 38 yaşındayken cebinde sadece 80 lirası vardı. Amirleriniz hakkınızı mı yiyor? Atatürk’ ün de hakkını yemişlerdi! Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip, size amirlik mi yapıyor? Atatürk’ ün de başına gelmişti! Geçmişte bazı denemelerinizde başarısız mı oldunuz? Atatürk’ de olmuştu! Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz? Atatürk’ ün başına oda gelmişti!

Çaresizlik bizim kendi kafamızda oluşturduğumuz bir düşünceden başka bir şey değildir. Sadece şunu düşünün. Siz düşüncelerinizi yönetebilir misiniz? Eğer cevabınız evet ise çaresizliği de yönetebilirsiniz ki bizler dünyaya düşüncelerimize sözümüzü geçirebilme potansiyeli ile geldik. Bunu kullanmak sadece bize kalmış.

Hepinize çok teşekkür ederim.


https://fundasen.wordpress.com/tag/funda-yuktasir-sen/